İlk Alo - Tarihi Hikayeler - Hikaye, Hikayeler, Makaleler, Aşk Hikayeleri, Yaşanmış Hikayeler, Sevgi Hikayeleri, Efsane Hikayeleri, Duygusal Hikayeler, Dostluk Hikayeleri, Dini Hikayeler, İslami Hikayeler, Komik Hikayeler, Gerçek Hikayeler.- .::Hikaye, Masal ve Öykü Arşivi::.


Online
Ziyaretçi
4
 

Sitede Ara Webde Ara
Tüm Arananlar
 
 
 
Tarihi Hikayeler


---------------------------------------------------------------------------
İlk Alo
Graham Bell, Boston’da ilk defa sesi iletmeyi başardığında ben henüz ortalıkta yoktum ve olamazdım da. Telefon, ülkemizde kullanılmaya 1908’de, meşrutiyetin ilanından sonra ve ilk otomatik telefon sistemi de 1926 yılında Ankara’da faaliyete geçmişti.

Aradan yıllar geçmiş, telefon sistemi büyüdükçe benim ailem de büyümeye devam ediyordu. Ve ben doğmuştum. Ne ilgisi var demeyin. Adamlar iki kömürle telefonu bulmuşlar, bizimkilerde iki kömürle mangal yakmayı ve çocuk yapmayı öğrenmişlerdi. Bu kolay iş mi sizce?

Her ne kadar telefon 1926 yılında kullanılmaya başladı ise de benim çocukluk yıllarımda (1969) henüz pek yaygın değildi. O zamanlar evinde telefonu olanlar ayrıcalıklı insan sınıfına giriyordu. Öyle ki! tüm mahalle görüşmelerini de o evden yapıyordu. Yani PTT pozisyonu.

Günün hangi saatin olursa olsun mahalleliye telefon gelince, gecenin bir yarısı da olsa haber vermek üzere evin küçük çocuğu salya sümük mızmızlansa da o gönderilirdi. Evin beyi sizi kapıda pijamalarla karşılar, üzerine dantel örtülmüş ve hemen yanında Jeton haznesi bulunan kutucuğun yanına kadar size refakat ederdi. Bu durumdan da hiç de şikayetçi olmadığı gibi, komşusunun telefon görüşmesi bitene dek sabırla bekler, hatta konuşma bitince bu da yetmezmiş gibi görüştüğü şeylerin geyiğini yaparlardı.

Bir nesil öyle büyümüştük. Derken, hatlar falan herkesin bir telefonu . bile olmuştu, hem artık telefon sahipleri de komşu çağırmaktan kurtulmuştu. İlk başlarda telefon oyuncak gibi kullanılıyor ve hatta yan komşuya sesi duyurmak için bile telefon eder hale gelinmişti. Bu durum gelen ilk kabarık faturayla birlikte fazla uzun sürmemişti. Evin pijamalı reisini telefona kilit vurma yoluna sevk etmişti. Korsan görüşme merakı . yüzenden de az azar işitmemiştik.

Bu arada bizimkiler mangalın envai çeşitlerini geliştirirken elin adamları da bizimkilere nazire yaparcasına telefonun hem de kablosuzunu yani cep telefonunu icat etmişlerdi. Ya biz! hala tütmeyen bir mangalı bile icat edememiştik, hem bunun ne önemi var ki iki öksürürsün geçer hem de bronşların açılır . değil mi?

Kısa süre sonra mangala ve teknolojiye aç olan bizlere, geliştirdikleri ilk telefonları takoz niyetine itelemeye başlamışlardı. Yapısı itibariyle hakikaten tam bir takozdu ve bu telefonlar yurdum insanın elinde birer ikişer çoğalmaya başlamıştı. Sırf telefonu olduğunu göstermek uğruna iki eli dolu bile olsa bütün yük bir tarafa geçirilip, bu yüzden diğer el hep boş bırakılırdı. Sanırsın dünyayı o yönetiyor.

Ben mi? bende her Türk gibi benim onlardan neyim eksik mantığıyla, o aralar moda olan kampanya kervanına katılarak, borç harç taksitle cebim olmuştu. Hem de en takozundan. Abartmıyorum belki de uzaydan görülebilen tek telefonda benim telefonumdu diyebilirim. Bir süre sonra ona öyle alışmıştım ki! Kendimi kaybetsem bile onu kaybetmeyi aklımdan bile geçirmiyordum.

Ta ki o güne kadar.

Hava alabildiğine sıcaktı, üzerimdeki gömlek adeta üzerime yapışmıştı.Üstüne üstlük birde ceket giymek zorunda kalmıştım. Tuvalete gitmek için ceketimi astıktan sonra lavaboya yönelmiştim ki, birden cep telefonumun yanımda olmadığını fark ettim. Hemen odaya dönüp canım ciğerim biricik varlığım olan telefona alık bir şeklide (Bir öpmediğim kalmıştı) bakıp gömleğimin cebine yerleştiri verdim.

Bir yandan tuvalet ihtiyacını gideriyor, bir yandan da habire birilerine mesaj çekiyordum. İşimi ve mesajı bitirmiş sifonu çekmiştim bile. Birden tükürmek üzere tuvalet deliğine eğilmiştim ki! telefon cebimden düşüp, dönerek ve mesaj alındı sinyali vererek gözden kaybolmuştu. Şoklanmıştım, öylece kalakaldım. İçimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Meğer ne çok severmişim. Evet, o artık yoktu ve ben çaresiz bir şekilde hala deliğe bakıyor, kulağımda sadece onun dıt dıt sesi çınlıyordu. Öylece ne kadar kaldığımı hatırlamıyorum. Başıma bir şey geldiğinde şüphelenmiş olmalılar ki, birileri habire kapıyı yumrukluyorlardı. Dışarı çıktığımda rengimin solgunluğunda korkmuşlar “Hasta mısın?” diye soruyorlardı. Secattin, yani oda arkadaşım, odaya epeydir dönmeyince şüphelenmiş ve haber vermiş olmalıydı. Elimin tersi ile alnımdaki terleri silerken, sadece “hayır” diyebildim. Kalp krizi geçirdiğimi zannetmişler.

Odaya döndüğümde kalabalıktı. Onca insan, inat yaparcasına, ellerinde telefonları olduğu halde beni bekliyordu. Bir daha yıkılmıştım. Neden Kırkbeş dakika içeride kaldığımı merak ediyorlardı. Olanları anlattığımda (hepsini anlatacak değilim) bana acıyarak baktılar! Neden böyle baktıklarını şimdi daha iyi anlıyorum.

Aradan aylar geçmiş ve kendime yeni bir telefon nihayet almıştım. Nedense ilk telefonu aldığım günkü heyecanım yoktu. Öyle ki, yanımda bile taşımıyordum diyebilirim. Oysa müracaat edip eski numaramı bile almıştım. Bu da bir şeydi benim için.

10.03.2008 - 6026 Okuma - 10 Yorum
« Önceki Sonraki »
Bu Hikaye Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?
 
Bu Hikaye İçin Yorum Yapılmadı. İlk Olmak İster misin?
İsminiz
E-Mail
Yorum
Guvenlik Kodu: fa42c lütfen güvenlik kodunu girin.
 
.

Tarihi Hikayeler
Eyfel Kulesi
Bizde Onlara Yaklasiyoruz
İlk Alo
TÜrk Kadini Keskİn NİŞanc
Herkes Kendİ YedİĞİnden İ
Kaybolan İngİlİz Alayi
Kinali Hasan
Sultan Mahmut'un Adağı
Molla Gürani Ile Ii.murad
Somuncu Baba Ve Emir Sult
Hızır-yahya Efendi-kanuni
Hey Gidi Koca Yavuz Hey!
Mısır Mucizesi
Bir Yavuz Geçti Bu Dünyad
Tüm Tarihi Hikayeler
 
 
Copyright © 2007 SiirveHikaye.com Her Hakkı Saklıdır. SiirveHikaye | Hikaye Arşivi | Bize Ulaşın
0.0129 saniyede üretildi. //V3.1

Dostlarımız: Buraya sığmayacak kadar çoktur, fakat hepsi gönlümüzdedir. 
Link Değişimleri Başka Bir Sayfada Gösterilmektedir. Sayfaya gitmek için TIKLAYIN