Fuzuli Hayatı ve Eserleri - Şairler - Hikaye, Hikayeler, Makaleler, Aşk Hikayeleri, Yaşanmış Hikayeler, Sevgi Hikayeleri, Efsane Hikayeleri, Duygusal Hikayeler, Dostluk Hikayeleri, Dini Hikayeler, İslami Hikayeler, Komik Hikayeler, Gerçek Hikayeler.- .::Hikaye, Masal ve Öykü Arşivi::.


Online
Ziyaretçi
3
 

Sitede Ara Webde Ara
Tüm Arananlar
 
 
 
Şairler


---------------------------------------------------------------------------
Fuzuli Hayatı Ve Eserleri
Fuzuli (1480-1556)
Gerçek adı Mehmed b. Süleymandır. Kerbelâda doğdu, doğum yılı kesinlikle
bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarındadır. 1556da
Kerbelâda öldü. Yaşamı, özellikle gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda
yeterli bilgi yoktur. Şiirde Fuzûlî adını, kendi şiirlerinin başkalarınınkilerle,
başkalarının şiirlerinin de kendisininkilerle karşılaştırılması için aldığını, böyle
bir takma adı kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğünden kullandığını, Farsça
Divanının girişinde açıklar. Ama işe yaramayan, gereksiz gibi anlamlara
gelen fuzûlî sözcüğünün başka bir anlamı da erdemdir. Onun bu iki karşıt
anlamdan yararlanmak amacını güttüğünü ileri sürenler de vardır.
Fuzûlî in yaşamı konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta,
genellikle söylenceyle gerçeği ayırma olanağı bulunmamaktadır. Onunla ilgili
güvenilir bilgiler, yapıtlarının incelenmesinden, kimi şiirlerinin açıklanışından
kaynaklanmaktadır. Bunlardan anlaşıldığına göre Fuzûlî iyi bir öğrenim
görmüş, özellikle İslam bilimleri, tasavvuf, İran edebiyatı konularında
çalışmalar yapmıştır. Şiirlerinde görülen kavramlardan simya, gökbilim
konularıyla ilgilendiği, İslam ülkelerinde pek yaygın olan ve gelecekteki
olayları bildirmeyi amaçlayan gizli bilimlerle ilişkili bulunduğu
anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde hadis, fıkıh, tefsir ve kelam üzerinde
durduğu, gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya
çıkmaktadır. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarında bulunan şiirleri, bu üç dilide çok iyi kullandığını, onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir.
Yapıtları incelendiğinde İran şairlerinden Hâfız, Türk şairlerinden de Nesîmî,
Nevâî ve Necatiyi izlediği, onların şiir anlayışını, duygu ve düşüncelerini
benimsediği görülür.
İnanç bakımından Fuzûlî, Şii mezhebine bağlıdır. On iki İmama karşı derin
bir sevgisi vardır. Bütün yaşamını Kebelâda, Şiilerce kutsal sayılan topraklar
üzerinde geçirmesi, aşağı yukarı bütün şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan
bir sevgiyi, bir üzüntüyü işlemesi, Kerbelâ olayıyla ilgili ağıtları, Şeriatın
katılığına karşı çıkışı bu nedenlerdir. Ancak Aliye bağlılığı, Ali in tanrısal bir
varlık olduğu görüşünü savunan ve İslam ülkelerinde Galiye (aşırılık) diye
nitelenen inançla ilgili değildir. Ona göre Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu,
olgun, yetkin bir kişidir ve Peygamberden sonra imam (halife) olması
gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye, İslam ülkelerinde, mufaddıla
(erdeme bağlı olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasındadır.
Ona göre Ali erdem bakımından, bütün halifelerden ve Peygamberin
yakınlarından (sahabe) üstündür. Bu konudaki inancını Hadîkatüs-Süedâ
(Mutluların Bahçesi) adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur.
Türkçe ve Farsça divanlarında Ali ve onun soyundan gelen imamlara
bağlılığını konu edinen birçok şiir vardır. Bir aralık Bağdatı ele geçiren İsmail
Safeviye yazdığı . övgünün kaynağı da bu sevgidir. Fuzûlî in, geçimini
Kerbelâ, Necef ve Bağdat a bulunan On İki İmamla ilgili vakıfların
gelirlerinden sağladığı Farsça Divanındaki Dürr-i sadef-i sıdk cenâb-ı
mütevelli (Doğruluk sedefinin incisi yüce görevli) dizesiyle başlayan şiirden
anlaşılmaktadır. Fuzûlî, yaşadığı dönemin geleneğine uyarak, Bağdatı ele
geçiren Osmanlı padişahı Kanuni Süleymana ve Rüstem Paşa, . Mehmed Paşa,
İbrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler yazmıştır.
Fuzûlî in bütün yaratıcı gücü, yaşam ve evren anlayışını, insanla ilgili
düşüncelerini sergilediği şiirlerinde görülür. Ona göre şiirin özünü sevgi,
temelini bilim oluşturur. Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da
değersizdir anlayışından yola çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe
diye anlar, bu nedenle evrende ne varsa sevgidir, sevgi dışında kalan bilim
bir dedikodudur yargısına varır. Sevginin yanında, şiirin örgüsünü bütünlüğe
kavuşturan ikinci öğe üzüntüdür, sevgiliye kavuşma özleminden, ondan ayrı
kalıştan kaynaklanan üzüntü. Üzüntünün, ayrılık acısının, kavuşma özleminin
odaklaştığı başlıca yapıtı Leylâ ile Mecnundur. Burada seven insan, bütün
varlığıyla kendini sevdiği kimseye adamıştır, ancak sevilen kimsede
yoğunlaşan sevgi tanrısal varlığı erek edinmiş derin bir özlem niteliğindedir.
Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünüş alanına çıkan Tanrı, tek
erektir. Fuzûlî, bu konuda Yeni-Platonculuk an beslenen tasavvufun
insan-tanrı anlayışına bağlı kalarak, varlık birliği görüşünü işlemiştir. Ona
göre gerçek varlık Tanrıdır, bütün nesneler . ve onları kuşatan evren Tanrı ın
bir görünüş alanıdır. Bu nedenle yaratılış, tanrısal varlığın görünüş alanına
çıkışı, bir ışık (nûr) olan Tanrı özü den dışa taşmasıdır (sudûr); ihî zâtın
nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ (Senin özün gizlidir, bu görünen evren o
gizli özünden ver olmuştur).
Fuzûlî in anlayışına göre insan seven bir . varlık ır, bu sevgi Tanrı ile insan
arasındaki bağın özünü oluşturur, ayrı insanın Tanrıya yaklaşmasını sağlar.
Bu nedenle de yalnız insan sevebilir. Varlık türlerinin en yetkini, en olgunu
olan insan Tanrı ın gören gözü, konuşan dili, duyan kulağıdır. İnsanda Tanrı
istenci dışında bir eylemi gerçekleştirme olanağı yoktur. İnsan biri gövde,
öteki ruh olmak üzere iki ayrı özden kurulu bir varlıktır. Gövdenin toprak, yel
(hava), od (ateş) ve su gibi dört oluşturucu öğesi vardır. Ruh ise tanrısaldır,
gövdede, gene Tanrı buyruğuyla bir süre kaldıktan sonra, kaynağına, tanrısal
evrene dönecektir, bu nedenle ölümsüzdür. İnsanın yeryüzünde yaşadığı
sürece ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması, doğruluk, iyilik,
erdem, güzellik gibi değerlerden ayrılmaması, özünü bilgiyle süslemesi
gerekir. Fuzûlî, maarif adını verdiği gönül bilgisini kişinin özünü
ışıklandırması için bir kaynak diye yorumlar, ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlakla ilgili
görüşlerinin temelini kuran doğruluk, iyilik ve erdem gibi üç öğedir. Bu üç
öğenin karşıtı baskı (zulm), ikiyüzlülük (riyâ) ve bilgisizliktir (cehl). Selâm
verdim rüşvet değildir deyu almadılar diye başlayan Şikayet-nâmesinde
çağının yolsuzluklarını, ahlaka, İslam dininin özüne aykırı davranışları
sergilenirken, Türkçe Divanında da zalimin zulm ile akçe toplayıp yardım
edermiş gibi başkalarına dağıttığını, oysa cennete rüşvetle girilmeyeceği
anlamındaki dizelere geniş yer verir. Ona . göre bu yeryüzü bir alışveriş
yeridir, herkes elindekini ortaya döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi,
dünyayı seven de altını, gümüşü sergiler:
Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder
Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal
Fuzûlî, inanç konusunda da erdemin, doğruluğun, Kuranın özüne bağlı
kalmanın gereğini savunur. Ona göre oruç, namaz, zekât gibi görevler
gösteriş için değil, kişinin özünü kötülükten arındırmak, olgunlaştırmak
içindir. Oysa içinde yaşanan çağın insanı İslam dininin temel ilkelerini bir
çıkar aracı olarak kullanmakta, gerçeğinden uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle
İslamın özünden ayrılmak istemeyen bir kimsenin uygulaması gereken
yöntem amaz ehline uyma, onlar ile durma oturma biçiminde özetlenebilir.
Fuzûlî in dili Azeri söyleyişidir, özellikle Nevâî ve Nesîmîyi anımsatan bir
nitelik taşır. Şiirde uyumu sağlayan öğe genellikle, sözcükler arasında ses
benzerliğinden kaynaklanır. Aruz ölçüsüne uymayan Türkçe sözcüklerde
görülen uzatma ve kısaltmalar Arapça ve Farsça sözcüklerle uyum içine girer.
Dilde biri ses uyumu, öteki anlam olmak üzere iki . temel öğe dizeler arasında,
ses uyumuna dayanan bağlantıdır. Farsça ın şiire daha yatkın bir dil
olduğunu, Türkçe şiir söylemenin güçlüğünü ileri sürmesine karşılık, Türkçe
şiirlerinde daha çok başarılı olmuştur. Hadikatüs-Süedâ adlı yapıtında şiir
söylemeye pek elverişle olmayan Türkçeyi başarıyla kullanacağını, bu dili
güçlü, elverişli bir şiir durumuna getireceğini ileri süren Fuzûlîde halk dilinde geçen sözcükler, deyimler, atasözleri önemli bir yer tutar. Kimi şiirlerinde
Kuran ve Hadislerden alıntılarla dizenin anlamı güçlendirilir.
Divan şiirinin bütün ölçülerini, biçimlerini kullanan Fuzûlî in yaratıcı gücü,
düşünce derinliği, söyleyiş akıcılığı daha çok gazellerinde görülür. Kerbelâ
olayıyla ilgili şiirlerinde üzüntüyü çok geniş boyutlar içinde ele alarak şiirinin
bütününe yayar, . inanan, seven insanı bir acı çeken varlık olarak gösterir. Bu
tür şiirlerinde sevgi ve aşk birbirini bütünleyen iki öğe niteliğine bürünür.
Leylâ ile Mecnun adlı yapıtında işlenen derin özlem, ayrılıktan duyulan acı
ağıt özelliği taşıyan şiirlerinde ölüm karşısında duyulan derin sarsıntıya
dönüşür.
Şiir, Fuzûlî için, düşünceleri, duyguları ortaya koymaya, insanı . anlatmaya,
kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Şiir, yalnız şiir olsun diye
söylenmez, bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Şiiri oluşturan özlü ve
anlamlı sözdür, söz ile kişi kendini ortaya koyar. Öte yandan söz bir yaratma
öğesidir: Bû ne sırdır kim eder her lahza yoktan vâr söz. Söz, onu
söyleyenle bağlantılıdır, onun bulunduğu bilgi ve duygu aşamasını, değer
basamağını gösterir.
Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır
Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz
Dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün değerini artıran kendi değerini
artırır, kişinin kendi neyse söylediği sözle açığa vurduğu da odur. Söz kişinin
aynasıdır.
Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan şairleri arasında Bâkî, Ruhî, Nâilâ,
Neşâti, Nedim ve Şeyh Galib gibi sevgiyi şiirlerinin odağı durumuna getiren
şairleri etkilemiştir. Öte yandan kimi Alevi ozanlarca da bir inanç ulusu
olarak benimsenmiş, saygı görmüştür.
 
Eserleri:
Divan (Türkçe), (ö.s.) 1838; Sıhhat ve Maraz, (ö.s.), 1940; Enisül-Kalb, (ö.s.), 1944; Terceme-i . Hadis-i Erbain, (ö.s.), 1951, (Kırk Hadis Çevirisi);
Beng ü Bâde, (ö.s.), 1956; Hadikatüs-Süedâ, (ö.s.), 1955, (Mutluların
Bahçesi); Leylâ ve Mecnun, (ö.s.), 1955; Rindü Zahid, (ö.s), 1956; Divan
(Arapça) (ö.s.),1958; Mektuplar, (ö.s.), 1958; Divan (Farsça), (ö.s.), 1962;
Heft Câm, (ö.s.), 1962.

18.07.2008 - 6056 Okuma - 23 Yorum
« Önceki Sonraki »
Bu Hikaye Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?
 

İsminiz
E-Mail
Yorum
Guvenlik Kodu: 5c0c6 lütfen güvenlik kodunu girin.
 
.

Şairler
Fuzuli Hayatı Ve Eserleri
Aşk
Tüm Şairler
 
 
Copyright © 2007 SiirveHikaye.com Her Hakkı Saklıdır. SiirveHikaye | Hikaye Arşivi | Bize Ulaşın
0.0226 saniyede üretildi. //V3.1

Dostlarımız: Buraya sığmayacak kadar çoktur, fakat hepsi gönlümüzdedir. 
Link Değişimleri Başka Bir Sayfada Gösterilmektedir. Sayfaya gitmek için TIKLAYIN